En Kötü Yılımız Böyle Olsun (mu)?14 Nisan 2011 Perşembe
14:15:51 Koca bir senenin daha sonuna geldik, çattık. “Nasıl da çabucak geçti” minvalinden serzenişler tanıdıktır. Özellikle de perakende/hizmet sektöründeki bu akıl almaz zaman baskısı kavram olarak algıyı yok edebiliyorken. Sektörün 2010 ajandası oldukça renkli ve umut veren gelişmeleri kaydetti. Birçok dernek veya meslek örgütlerince açıklanan rakamlar ya da fazla uzağa gitmeden işletme bilançolarımıza baktığımızda genel olarak bir büyümeden söz etmek mümkün. Elbette son 10 yılın en iyi dönemi değildi. Ancak özellikle varlığı dahi tartışma konusu olan kriz ekonomisinin ardından ihtiyacımız olan cesareti ve morali bulduğumuz bir yılı yaşayabildik.
Özellikle son iki yıla kıyasla toplam cironun ve karlılığın yeniden yükselişe geçtiğini görüyoruz. Sektörün toplam metrekaresi tüm zamanların en yüksek noktasına ulaşmış durumda. Şimdi çok daha büyük bir parselde hizmet veriyoruz. Pazarın büyüklüğü aynı oranda olmasa da genişliyor. Çevre sektörlere, üreticilere ve tedarikçilere daha fazla rekabet ve seçenek avantajı sunuyoruz. Global piyasanın önemli oyuncularını bu yıl da çekmeyi başarabildik. İstihdamdaki perakende payı yükselişini sürdürdü. Kayıt dışılığın önüne en başarılı şekilde geçebilen organize perakende ve alışveriş merkezleri 2010 yılında da öncülüğünü devam ettirdi.
Sektördeki finansman açığını da belli oranlarda yoluna koymuş durumdayız.
Pembe bir tablo değil mi? Ya da belki de bazılarının gerçekleriyle uyuşmuyordur. Sektörün tüm verilerini kendi performanslarından ibaret sayıp genele atfedenleri üzecek de olsak hiç de yabana atılmayacak bir verimliliği yaşadığımız net bir şekilde görülecektir. Mutlaka umduğunu bulamayan ya da son iki dönemdeki gelişmelerden olumsuz etkilenmiş ve toparlanma sürecini daha ağır bir hızla yönetmek durumunda kalan kurumlarımızdan da söz etmek mümkün.
Genel disiplinlerin ortaya çıkardığı rakamlar geleceği bugünden olumlama sinyalini verebiliyor. Ancak sorumluluklarımız da aynı oranda artmış durumda. Pazarı büyütmek, yerli sermayeyi güçlendirmek ve aynı anda yabancı sermaye gruplarından yatırımların devamını beklemek gibi bir arada olması güç görünen bir pozisyonu kurgulamamız ve hayata geçirmemiz gerekecek. Tüketicimiz hala kral ve genişleyen kraliyet ailesi kazanımlarını kaybetmeye niyetli görünmüyor. Bu “monarşi” düşük kar marjlarını ve sadakate yapılan yatırımları “normal” karşılamamızı ve hazmedebilmemizi de zorunlu kılıyor. Ayrıca makro ekonomik gelişmeler, genel siyasi seçim süreci ve kamu politikaları gibi doğrudan etkilendiğimiz ancak seyrine müdahil olamadığımız serüvenlerimiz de olacak.
Arkamızdan esen rüzgar şimdilik yelkenlerimizi kabartabiliyor. Gemilerimiz “batıp çıkmadan” yol alabiliyor. Rotalar belirgin. Kaptanlarımız iş başında. Mürettebat işine daha hakim.
Bundan önceki iki yılı “kayıp dönem” olarak anımsayan sektör için en kötü yılımız böyle olsun (mu) ? ![]()
İlk yorumu siz yapın
|
|